Hıltlar unsurların evvelki terkibinden (birleşimiden) oluşan madde olduğu gibi, azalar da kaliteli hıltların evvelki terkibinden oluşan maddelerdir. Azaların bazısı sade bazısı mürekkeptir. Sade azalar şöyle ki, onlardan her hangi bir bölümünden bir parçasını alsan isim ve tarifte bütün azalar ile aynı çeşit olur. Mesela kas ile kasın bölümleri, kemik ile kemiğin bölümleri, sinir ve sinirin bölümleri vs. Bundan dolayı azaların bölümleri birbirine benzer azalar diye adlandırılır. Mürekkep azalar şöyle ki, onlardan her hangi bir bölümünü alsa ne isim ne de tarifte tüm aza ile aynı olmaz. Mesela kol ile yüz, elbette yüzün bölümü yüz olmaz, kolun bölümü kol olmaz. Çünkü onlar cevher (nefis) ve canın öz hareketlerini ve işlerini tam yürüten vasıtalardır.

 

Bölümleri birbirine benzer azaların ilki kemiktir. Kemik sert olarak yaratılmıştır. Çünkü o bedenin dayanağı ve haraketlerin temelidir. İkinci sırada kıkırdaktır. Kıkırdak kemikten yumuşak, diğer azalardan serttir. Kıkırdağın yapısındaki yararı (görevi) kemikleri yumuşak azalar ile birleştirmektir. Bundan dolayı sert ile yumuşak aracı olmadan birleşir, yumuşak sertlikten zarar görmez. Özellikle darbe ve basınçlarda. Sertliğin yumuşak ile birleşmesi aheste olur. Mesela kürek kemiğindeki kıkırdak, kaburgaların karın üstüne gelen yumuşak uçları ve göğüs kafesinin dibindeki sternum vs. Kıkırdakların diğer bir görevi de birbirine sürtünen eklemlerin birbirine temasının iyi olmasıdır. Şöyle ki eklemler öz sertliğinden dolayı ezilmez ve kırılmaz. Kasların bazısı kemiksiz azaya doğru uzandığında kıkırdağa yapışır ve kıkırdak ile bütünleşir.

 

Sinirilerin bölümleri de birbirine benzeyen azalardandır. Sinirler beyinden ve arka beyinden çıkıp uzanan beyaz renkli dallar olup kolay bükülür, çok zor ayrılır ve çok zor kopar. Sinirler azaların duyu ve hareketlerini tamamlar.

 

Tendonlar kasların uçlarından başlayan maddeler olup sinirlere benzer. Tendonlar hareketli azaya yapışıktır. Onlar bazen kendileri çekilerek hareketli azaları çeker. Böylece kaslar ilmik olup toplanıp geriye doğru döner. Bazen kendileri gevşeyip hareketli azaları da gevşetir. Bu halde kaslar kendi haline dönüp gevşer veya tabii hale göre uzayarak gevşer. Bu hali bazı kaslarda görüyoruz.

 

Tendonlardan sonra değineceğimiz bağlardır. Bağlar; tendonlara benzer maddeler olup bazen tendon bazen bağ olarak adlandırılır. Esneyebilen bağlara (baylak) denir.......... Kaslara varmadan eklemde iki kemik aralığını veya başka iki aza aralığını bağlayan, bir şeyi birşeye müstahkem bağlayan bağları bağ veya (çandır) diye de adlandırıyoruz. Bağların hiç birinde duyu yoktur. Duyunun olmaması sürekli olup, çok hareket ve sürtünmeden zorlanmaması içindir. Bağların görevi geçmiş sözlerden malumdur.

 

Bağlardan sonra değineceğimiz atardamarlar, arterlerdir. Arterler kalpten başlayıp içi delik boru gibi olup tü vücudu boylar. Görünümde sinirler ve bağlara benzer. Bu arterlerin kasılma ve gevşeme hareketleri olur. Bu hareketler duraklama haliyle birbirinden ayrılır. Bu arterler kalbi rahatlatmak, karbondioksidi kalpten dışarı çıkarmak ve Tanrının emriyle tüm vücuda, organlara dağıtmak için tasarlanmıştır.

 

Arterlerlerden sonra ise toplardamarlardır. Bunlar arterlere benzer. Ama karaciğerden başlayan hareketsiz damarlardır. Bunlar görevi bitmiş kanı azalardan toplar.

Bundan sonra ise zarlardır. Bunlar gözle gözükmeyen sinire benzer dokulardan olup, ince örtü gibidir. Bunlar çeşitli faydalı amaçlar için başka azaların üstlerini örter ve korur.

 

Toplardamarlardan sonra kaslar gelir. Kaslar gövdeye yerleştirilmiş azaların aralarını doldurur ve azalara kuvvet verir.

Her azada doğuştan olan bir kuvvet (chi) vardır. Bu kuvvet vasıtasıyla o azaların beslenmesi sağlanır. Yani bu kuvvet besini çeker ve belirli bir müddet tutar. Azalan şeyin yerini doldurur ve gereksiz fazlalığı gönderir. Azalar kuvvet bakımından çeşitlidir. Bazısının tabii kuvvetinden başka diğer azalardan ona geçen kuvvetler olur. Bazısında böyle kuvvet olmaz. Azalar sağlıklı çalıştığında, bazıları kabul edici ve verici, bazıları kabul etmeyen ve verici, bazıları kabul edici ve vermeyici ve bazıları da kabul etmeyen ve vermeyici azalardır.

 

Kabul edici ve verici azaya değinirsek, bunun varlığına hiç kimse şüphe duymaz. Çünkü beyin ve karaciğer konusunda tabipler anlaşmışlardır ki, bunlar her bir hayat kuvvetini, doğuştan varolan ısıyı ve ruhu kalpten kabul eder. Hem de bunların her biri, kuvvetin başlangıç yeri olup o kuvveti kendinden başkasına verir. Beyin duyuyu kabul etme merkezidir. Bir güruhun fikrince bu mutlak, bir başka güruhun fikrince mutlak değildir.

 

Şimdi tabiplerce azaların bölünmesinin sebepleri aydınlandı. Bunun için yönetici azaları ve yönetici azalara hizmet eden azaları, yönetilen ama hizmet etmeyen azaların, ayrıca yönetici ve yönetilmeyen azaların varlıklarını bilmek gerekir. Yönetici azalar şahıs veya türün korunması için zaruri olan vücutta doğuştaki ilk kuvvetin (kaynağı) menbağıdır. Şahsı koruyucu azalar üç çeşit olur. Kalp hayat kuvvetinin geliş (çıkış) kaynağıdır. Beyin duyu ve hareketlerin çıkış menbağıdır. Karaciğer besleyici kuvvetin çıkış kaynağıdır. Türü koruyucu ve yönetici azalar da üçtür. Türü korumaya has dördüncü aza da vardır. Bu erkeklerde testis zarıdır.

 

Hizmet edici azlara değinirsek, bu azaların bazısı hazırlama hizmetini yapar. Bazısı iletme hizmetini yapar. Hazırlama hizmeti menfaat diye adlandırılır. İletici hizmet mutlak hizmet diye adlandırılır. Hazırlayıcı hizmet yönetici azaların işinden önce olur. İletici hizmet yönetici azanın işinden sonra olur. Kalbe değinsek, onun hazırlayıcı hizmetçisi (hadim) akciğerdir. İletici hizmetçisi arterlerdir. Beyinin hazırlayıcı hizmetçisi karaciğer ve diğer besleyici, ruhu koruyucu azalardır. İletici hizmetçisi sinirlerdir. Karaciğerin hazırlayıcı hizmetçisi midedir. İletiçi hizmetçisi toplardamarlardır. İki testis zarının hazırlayıcı hizmetçisi ondan önceki erlik spermasını oluşturan azalardır. İletici hizmetçisi erkeklerde idrar yolu ve testis zarı ile idrar yolu arasındaki damarlardır. Bayanlarda iletici hizmetçi aza dölyoludur. Bayanlarda bundan başka dölyatağıdır. Burada spermin döllediği yumurta tutunur.

 

Galen diyor ki; azaların bazılarının sırf işi, bazılarının sırf menfaati ve bazılarının hem işi hem menfaati vardır. Birincisinin misali kalp, ikincisinin misali akciğer, üçüncüsünün misali karaciğerdir.

 

Biz diyoruz ki; iş deyince şahıs hayatı (yaşamın korunması) veya türün korunmasına ait olan ve bir aza ile yapılan işi düşünmemiz gerekir. Mesela, ruhun oluşumu kalbe has iştir gibi. Menfaat deyince başka bir azanın işini kabul etmeye, hizmet edici işi düşünmek gerekir. Şöyleki şahıs hayatını ifade edişindeki iş veya neslin korunmasındaki işin neticesine sahip olur. Mesela akciğerin havayı hazırlama işine benzer.